23 Ekim 2017 Pazartesi
Duyurular

TASAVVUF

1.TASAVVUF NEDİR?

Şeriat-ı Muhammedî dört esasla mütalaa edilir. İlm-i fıkıh, ilm-i kelam, ilm-i ahlak, ilm-itasavvuf.

Tarikatlar, tasavvufun kollarıdır. Mezhepler de fıkhın kollarıdır. Bunları inkâr, cehalettir.

Tasavvuf tariki, nefsi ayıklayıp temizlemek ve ruhu pak ederek lâhut âlemine yükselmek yoludur.

Tarikatın başı şeriattır, ortası şeriat, inhitası yine şeriattır. Allah’ın emrinin dışında, Hazret’i Resul-i Ekrem Efendimizin yaşantısının dışında bir şey bulamazsın, bilemezsin, kabul etme.

Mutasavvıfın ilmi, dâd-ı hak ağırlıklı olup ilm-i ledünnidir. Bu ilmin sahibi de müşterisi de Hz. Allah’tır.

Mezhep ve tarikat mensuplarının yaşantılarının hakikate uygun olması gerekirken, akılcı olup, nakli de akla uydurmaya çalışan, yol kesicilerin çarpık fikirlerine nasıl iltifat ederler?.

Hazret-i Kur’an’da beyan edilen:

Biz peygamberlere bir şeriat ve bir de tarik verdik …” (Maide, 48)buyurmasını naehle nasıl izah ederiz?

Vahşi tarikler hiç bir zaman gerçeğin ölçüsü olamaz. Herhangi bir kişinin bilgisiz yaşayışı İslâm’ın ölçüsü olamadığı gibi.

İlmi veraseti nasıl dışlar nefsin? Hazzına ve uydurmalarındaki nefsanî duygunla kendini göstermek için, ya hurafe ve bidatlara kaçarak dîn-i İslâm’ı yaşanamayacak hâle getirecek veyahut şer’i hükümleri dışlayıp “ avamın takdirini kazanıyorum ” zannına kapılacaksın! Ehlî tarik şeriat-i Muhammedî’den yani edilleyi şer’iyeden uzak olursa vahşî tariktir!

Şöyle ki; tarikat şeriattır, marifet şeriattır, hakikat gene şeriattır.

Bu ölçülere isim vermek gerekirse ismi “ ilme’l-yakîn” dir. Ayne’l-yakini, hakke’l-yakini da yaşamadıkça, yalnız ilme’l-yakîn yeterli olmayıp, İslami gerçekleri yaşamak lâzımdır ki bütün bunlar ihlâs, takva, vera… cemi ismi tasavvuftur. Tasavvufsuz din yaşanmaz. Anlamı budur.

Tasavvuf; dîn-i İslâm’ın dışında değil, bizatihi kendisidir. İnsan fıtratıda bu ilme uyumlu ve müsait yaratılmıştır. Hz. Allah’ın bildirdiği ölçüde imanlı insanlara nazar ettiğimizde görürüz ki; mistik yaşantıya karşı aşırı temayül göstermeye müsaittir. Madde çıkarcıları da fırsatı kaçırmaz. Dini imanı bir torbaya koydu mu, boşalan manası ile mana yolunun nasipsizlerini istismarı güç değil, ehli düzenbaz için çok kolaydır. İlim sahipleri mana ilmini (tasavvufu) kabul edemediklerinden mana sahası boşalmış istismarcı fırsat düşkünlerine saha boş kalmış. Bu hâdiselerin mesulü kimdir? İnsan bildiğinin âlimi, bilmediğinin cahilidir!

Aşk-ı İlahiyenin öğrenim dalı ise tasavvuftur. Öğretmenlerine mutasavvıfin denir. Yol ismi ise tariktir. Cemi tarikattır. Talebesinin yani, salikinin ismi ise derviştir.

Dikkat!… İnsanı hayvandan farklı kılan gönüldür. Gönül ise yaratanını bilmesi için yalnız beni âdeme bahşedilmiş rahmettir. Aşk-ı ilahidir. Yaratılışın sırrıdır. Gönlün kemalâta ermesi, tasavvuf ve yaratanının isimlerini kesir, nihayetsiz zikretmekle elde edilir.

 

Galip Hasan KUŞÇUOĞLU (K.S.)

Kâdirî Rufâî ve Gâlibî Meşâyihi

2.ZİKRULLAH

Kuran-ı Kerim ve hadis kitapları zikrullahı anlatan ayet ve hadislerle dolu. İbadetlerin tamamı zikrullah ile bezenmiştir. Ancak bütün ibadetlerin fevkinde, kesir zikretmek emredilmiştir. Bazı maneviyat cahillerinin bahsettiği gibi, “zikir namazdır, oruçtur” ifadesi gerçeği yansıtmamaktadır. Namaz ibadeti bellidir, sayılıdır ve belli şekilde yapılır. Oruç ibadeti bellidir, sayılıdır ve belli şekilde yapılır. Bunu diğer ibadetler için de söyleyebiliriz. Ancak zikir kesir olarak emredilmiştir. Zikrin bir şekli, zamanı miktarı yoktur.

“Onlar bıkıp usanmadan gece, gündüz Allah’ı tespih ederler.” (Enbiya, 20)

“Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve O’na yaklaşmak için vesile arayın. O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide, 35)

“Kim Rahman’ı zikretmekten gafil olursa, yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.” (Zuhuf, 36)

“Hz. Allah kimin kalbini İslam’a açmışsa, Rabbi’nden bir nur üzerinde olamaz mı? Kalpleri Allah’ı anmak hususunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun! İşte bunlar apaçık sapıklık içindedirler.” (Zümer, 22)

“Müminler ancak Allah zikredildiği zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir. (Enfal, 2)

“Yedi gök, dünya ve bunlarda bulunan herkes onu tespih eder. Onu övgü ile zikir ve tespih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tespihini anlamazsınız. O çok yumuşak ve bağışlayıcıdır.” (İsra, 44)

Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan kimselerdir. (Haşr, 19)

“Allah’a sımsıkı sarılın. O sizin mevlânızdır. Ne güzel Mevlâ ne güzel yardımcıdır.”( Hac, 78)

“La İlahe İllallah benim kalemdir. Kaleme giren, azabımdan emin olur.” (Kenzûl-Ummal,  Hadisi Kudsi)

Bilelim ki, imanın göstergesi zikrullahtır. Allah’ın kullarına en büyük hediyesi zikrullahtır. “Ben kulumu zikretmezsem, kulum beni zikredemez” buyuruyor Hz. Allah.

Allah ile meşgul olmaz isen, melânet seni sarar, gayrısı seni ihata eder. Helâk olursun.

“Kulum beni zikreder, bana âşık olur. Öyle zikreder ki, âşık olmamak elinde mi ya? Zaman olur, Ben de ona âşık olurum.” Allah’a âşık olunca yakayı kurtardı.

Allah’ı zikretmekten başka her ne yaparsan, ömrü boşuna harcarsın. Aşk sırrından başka ne söylersen, dedikodudan ibarettir.

Nefsin güzelliği emr-i İlahi’ye ters düşen şeylerde nefse muhalefet etmektir. Sırrın güzelliği sabır, belaya musibete tahammül etmektir. Halin güzelliği istikamet iledir.

Allah’ın zikrini vird edin. Virdi olmayanın varidi olmaz.

Allah’ı zikretmekten başka her ne yaparsan, ömrü boşuna harcarsın. Aşk sırrından başka ne söylersen dedikodudan ibarettir. Bizim hiç kimse ile başka bir işimiz kalmadı. Sensiz alıp sattığımız her şey de verdiğimiz söz de çürüktür.

Aciz kul, iç ve dış âleminde nefsini ilahi emri umursamadan şımartan, her türlü ihtirasa mağlup olmuş nefis mevcut iken, kişi dışarıdan daha hangi haydutları bekliyor.

Zikrullah metafiziktir. “Kıyamen, kuuden ve ala cünûbihim; ayakta, oturarak, yatarak Allah’ı zikrederler”.

Rahmetin en büyüğü; zikir meclisi; sadık kişilerin toplanıp, Allah’ı zikretmek için toplanan seçkin kulların meclisi.

İnsan melek de olsa ilahî yardıma uğramayınca defteri siyah çıkar. Hakk’ın yardımına, Hakk’ın has kulları olan kâmil insanların şefaatine, meleklerin bile ihtiyacı vardır.

Rahmet-i İlahî, Allah kullarına bahşetmiş. Bütün melaike-i kiram hazeratının tespihini, bütün tazarru niyazını toplamış, namaz demiş, kullarına emretmiş. Kulun, Allah’tan rahmet alacağıdır.

Severim her güzeli senden eserdir diyerek

Koklarım goncaları senin gibi terdir diyerek

Çekerim her derdi sineye kaderdir diyerek

Yanarım vallahi sensiz geçen ömre hederdir diyerek

Allahsız geçen ömre yazıklar olsun.

Beni âdem, Hz. Allah’ın emirlerini yerine getirmezse Hz. Allah’ın bahşettiği temizlik üzerinden kaldırılır. İşte o zaman kirlenir. İçinizden geçirdiğiniz düşüncelere de dikkat edin ki, sırat-ı müstakim üzere olasınız.

Şeriatın adabına riayet etmeyen kimseyi Cenab-ı Hakk katiyen esrarına mahrem kılmaz. Esrar-ı İlahi’nin giriş kapısıdır şeriat.

Ne ekersen, onu biçersin. Rahmet ararsan, rahmet bulursun. Nefsinin esiri olursan, zarar görürsün.

“Şirksiz sırat-ı müstakim üzere geçirilen hayat amaca nail olmuş hayattır.

Aşk-ı ilahi, tasavvufi edilleyi şeriyyenin ürünü, ilahi yakınlığın bitmeyen hazzı ve zevkidir.

Hazret-i Allah’a kul, habibine layık ümmet olmak kastin olsun. Nefsinde varlık, gurur, kibir ve bencilliğe giden yolları, hiç açılmayacak gibi zor da olsa iradenle tıka.

Ölmeden evvel öl! Sırrını anla da, memduh olan bu dünyada noksanını bil ve düzelt. Öbür âleme bırakma.

“Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehü”. Nefsinin aczini bilen insan, varlığın Allah’a mahsus olduğunu bilen insan, ilim sahibi demektir. Çünkü ilim, Allah’ı bilmektir.

Gösterilen sırât-ı müstakîm üzere yaşamaya samimiyetle uyum sağlayanlar yol ehli anlamına gelen ehl-i tarik kelâmı ile taltif olundular.

Yokluk kapısından girebiliyor musun? Hakkı’nın hakkını Hakkı’ya teslim edebiliyor musun? Kendinin hiç olduğunu anlamadıkça bu davayı çözemezsin.

 

 

Galip Hasan KUŞÇUOĞLU (K.S.)

Kâdirî Rufâî ve Gâlibî Meşâyihi

 

3. MÜRŞİDİNİ BUL

“Uyun sizden ücret istemeyen o zatlara ki, onlar doğru yola ermişlerdir.” (Yasin, 21)

“Muhakkak ki, sana biat edenler ancak Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir.” (Fetih, 10)

“Ey iman edenler; Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe, 119)

“De ki: Herkes kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbimiz en iyi bilendir.” (İsra, 84)

“Mürşit: Tertib-i İlahî; Vârisü’n- Nebî, Nedîm-i İlahî; evliyâ, mensup olduğu peygamberlerinin şeriatını manasını tahrip etmeden, yaşantı ve uyarısını günah-ı kebâirler dışında, asra uyumlu mana vazifesi verilmiş kişiye “mürşit” denir. Bu sahih mürşitlere biât etmek, peygamberlerine biat etmekten farklı değildir.” Galibi Takvimi; 10 Eylül 2013

“İnsan-ı kâmil: Kâinatın yaratılış sebebi olan Nûr-ı Muhammedî hakikatine ulaşmak, kâmil insana karşı beslenen sevgi ve bağlılıktır. Kâmil insan, bütün insanların gözbebeğidir. Kâmil insanı sevmek, Nûr-ı Muhammedîyi sevmek, Allah’ın rahmet sıfatlarının tecelli ettiği mercî’i sevmek, gerçek anlamda Allah’ı sevmektir.” Galibi Takvimi; 10 Şubat 2013

Şu müjdeyi vereyim size. Allah-u Teâlâ Hazretleri, “Onlar öyle mübarek kullarım ki onların yanına şaki gelmez”. Buyuruyor.

“Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir.

“Aşk sırları hakikatte Allah’ın emanetleridir. ”Kâmil insanlar, veliler de Hakk’ın eminleridir.

Âlimler, nebilerin varisleridir. İlim Allah’ı bilmek, âlim en çok Allah’ı bilendir.

“Ey insan olmaya namzet beni âdem, gafil olma mürşidini bul, bulamadınsa Allah’tan samimiyetle iste. Arayan Mevla’sını bulur.”

Allah izinden ayırmasın, O Peygamberimin verdiği vazifeyi taşıyorum. Zamanla buna şahit olacaksınız. Onun için birbirimize kavi sarılalım.

Şeyhim Efendime intisap ettim. Gördüm ki Nur-u Muhammedi Şeyhim Efendimin suretinde tecelli ediyordu. Resulullah’ı o şahsiyette görüp orada öğrenecektim.

Yer gök meşayih ile dolsa bir adım dahi atamazsın sonra: Sağlam, Allah’ın ve Resul’ünün vazifelendirdiği bir şeyhe biat ettikten sonra herhangi bir sebepten ayrılacaksın.

İnsan bu dünyada bir mürşidin uyandırışı ile kendi cevherinin farkına varırsa, içinde duyduğu derin özleyişin kime ve nereye ait olduğunu anlamış olur.

Sendeki hazinenin yerini göstermeye vazifeli olan zevattan uzak durma. İnsan bu türlü terbiyeye muhtaçtır.

Sûfi, hakikat ilmiyle amel eden bir fakihten başka bir şey değildir. Sûfiyi başka türlü görme sakın.

Şeriatı ile yükümlü olduğun Allah elçisine, elçisi hayatta değilse Allah’ın vazifeli kıldığı varislerine ve anacığına hürmette ve hizmette sakın kusur etme.

Belirli bir kılavuz olmadan, tertib-i tanzim-i İlahi ki evliyadır, insan hayatını bu tertibin dışında mütalaa etmek, arısı olmayan boş kovandan bal beklemeye benzer.

Peygamberlerini vazifelendirmede olsun, peygamber efendilerimizin verasetini taşıyan evliyaullahın da vazifelerini bizzat Hazret-i Allah’ın verdiğini naçiz hayatımda gördüm ve yaşadım.

“Kalbi taşlaştırma: Mekarim-i ahlakı hemcinsine yansıtma vazifesi ile ind-i İlahi’den vazifeli ve kabir hayatında vazifesi devam ettirilen örnek insanları taş ve topraktan ne istiyorsun diye hakir görme!

Taş ve toprak rahmete vesile olduğu gibi, orada yatan belirli kişiler de rahmete vesile kılınmıştır. Bu rahmeti inkâr eden kişiye “kâfir” diyor Hz. Allah. Dikkat et!Say-ı gayretine bağlı nazargâh-ı İlahi olan kalbi taşlaştırma.” Galibi Takvimi; 14 Aralık 2013

”Yol büyüklerine karşı sevgi, muhabbetle hürmet ve hizmette kusur etme. Yaşça büyüklere de hürmet göster. Hazreti Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki; İki masumun ahından kaçının. Masum kimdir Ya Resulullah; 1. Yetim, 2. Sana emaneti ilahi olan ailendir.” Galibi Takvimi; 15 Aralık 2013

Bir gönülde iki sevgili yaşamaz, sözü doğrudur. Ey sevgilinin cemalini arayan zavallı; Bari kendi benliğinden vazgeç. Aşk eşiğine ayak bastınsa, anla ki elini gayrıdan yıkamak zorundasın.

Benim şeyhim yine şeyh, büyük şeyh efendimiz yine şeyh efendi. Gördüm ki, hiçbir şey değişmiyor. İnsan dünyasını değiştirmekle bir şey değişmiyor.

Gavsul azam seyit Abdulkadir Geylani hazretlerinin manevi evlatlarına vasiyetinin şu kısmını ehli aşkın hayatında tariki müstakim özü diye vermek istiyorum. Mürşide teslimiyetin meyyitin yıkayıcıya teslim olduğu gibi olsun! Evladım sana iki şeyi tavsiye ederim

  1. Fukaraya himmet,
  2. Evliyaya hizmet.

Fukaraya himmet gücün nispetinde ihtiyacını gidermektir! Durumunun müsaadesi kadar yardım etmen gerekiyor yoksa laf ebeliği yapma nasihatların aç âdeme zulüm olur!

Evliyaya hizmet hazreti Mevla’ya verdiğin söze sadakat göstermen manevi vazifesine gücün nispetinde yardımcı olmaktır ölçüsü yoktur. Dikkat edeceğin husus, Evliyayı ilahlaştırmadan samimi Allah’ a giden manevi yolda taşıdığı yükü hafifletmek kasti ile hizmettir.

Cümlesi rahmeti ilahiyeye vesiledir. Tertibi tanzimi ilahidir.

Hakikatte mürşit şeriatı ile yükümlü olduğun peygamberindir.

Kıyamete kadar devamı kesinlik ifade eden varüsül nebi, nedimi ilahi mana varisleridir.

Müntesip olana dikkat edilmesi ve riayet olunması mutlak olan hal ve hareketleri özetler isek kesinlikle iyi bilelim ki;

Rab abd olmaz, abd rab olmaz! Allah hâşâ kul olmaz kul Allah olmaz.

Bu gerçeğin dışında düşünceye fırsat vermeyesin.

Ehli tarik hiç bir zaman hazreti Allah’ın zatına mahsus sıfatlarını beşere mal etme gafletine düşmemiştir. Zati sıfatları zatına mahsustur! Beşere mal edilemez beşere mal etmek tevhidin manasına ters düşer şirktir.

Evliyalar masum değildirler! Günah işlemeye müsaittirler.Varüsül nebi, nedimi ilahidirler! Bu manada rahmeti ilahi dünyada hiç kayıp değildir arayan Mevla’sını bulur.

Hazreti Allah’ın adaleti ve rahmetinin zuhuru her devirde mevcut olup, peygamberinin getirdiği şeriatının müdavimleri maddede görülen mana bekçileridirler.Peygamberine yapılması lazım gelen biatın peygamberinin verasetine vazifeli kılınan zatın manasının şahsına bahşedilen vazifesinde yerine getirilmesi lazımdır. Tanzimi ve tertibi İlahiyenin zuhur mercileridirler onlar.

Hazreti Allah evliyası için hazreti Kur’an’da şöyle buyurdu; “İyi bilin ki Allah’ın evliyasına korku yoktur onlar üzülmeyeceklerdir de.” (Yunus, 62)

Devamı 63 üncü Ayeti Kerimede şöyle buyuruyor

“Onlar iman edip takvaya erenlerdir!”

Gayrıyı düşünmek hazreti Allah’a isnadı zulüm ve iman zafiyetidir.

Makamı velayete cemi kulların, emri ilahiyeye riayetleri ile ve say-i gayreti ile çıkmasına imkân lütfedilmiştir.Mümindir, ittika sahibidir. Şunu iyi bilmemiz elzemdir; makamı velayet irşat makamı değildir.

 

 

Galip Hasan KUŞÇUOĞLU (K.S.)

Kâdirî Rufâî ve Gâlibî Meşâyihi

 

4. MÜRŞİTTE ARANILACAK VASIFLAR

  1. Manevi vazifesi, sıhhati belirli şahitler tarafından kabul görmüş şeyh efendiden tasdikli, izni icazete sahip olması!
  2. Vazifesi sıhhatli şeyh efendinin şahitler huzurunda irşat vazifesinin aleni tebliğ edilmiş olması da manevi sıhhatinin belgesidir her ne sebepten yazılı belge olmasa da ,
  3. Biat ettiği kişinin maddesinde ve manalarında mensup olduğu zatın vazifesinin gerçek olduğuna aşina olması az da olsa mutlaka gereklidir.
  4. Şahsında rabıta salahiyeti verilmiş olması rabıtasına mutlaka cevap alınması !.
  5. Mürşidin yaşantısında günahı kebair üzere ısrarlı olmaması..
  6. Mensup olduğu mürşidinin bilinen ve görünen sıfatının âlemi manadaki zuhurunda peygamberinin sıfatının mürşidin sıfatında zuhurunun ehli aşkın ve sadık dervişin manasında görülmesi mürşidinin manevi vazifesinin gerçekliğinin şahididir!
  7. Mürşidin maddeyi ve manayı hele dini istismarı manevi vazifesinin olmadığının göstergesidir. Bu türlü istismarlar hep gizlenmeye çalışılır ama gizleyemezler gören gözler için hep kuyrukları dışarıdadır…

Allah elçisi hayatta değilse varisine biat lazımdır. Söz hazreti Allah’a verilir.

Biat, peygamber efendilerimize vekâleten resmi veraset salahiyetli varüsün nebi nedimi ilahiye yapılır.

Şüpheye yer yok çünkü biat, tasavvuf, tarikat ve şeriatın manası tanzim ve tertibi ilahidir. Fetih Suresi Ayet 10’u iyi anla,daha nice ayetler!

Mürşitleri dünyasını değiştirmiş yerine halife verilmemiş ise vazifelilerden yetkili kişiler istihare yaparak Allah’ a müracaat ederler. Neresi emir buyruldu ise topluca o dergâha iltica ederler.

Naibin, naibilnugabanın, dergâhı tutma salahiyetleri yoktur. Allah’ı zikretmek farzı ayındır.        Zikir halakaları sünneti Resulullahtır. Yapmacık aşk gösterilerine, zamana göre horlanan taşkınlıklara müsamaha olunmaya! Zikrullahı yalnız kendi zevkine göre uzatmak kazanç getirmediği gibi topluma haksızlık olur.

Dervişin bir şeyhi vardır manevi doğuşa vesile olduğu için anlam itibari ile babada denir. Dikkat edersen maddede olduğu gibi baba bir tanedir manada böyledir baba iki olursa evlat piç olur dediler!

HalikıZülcelâlbuyurdular ki; “Siz çocukları babalarının ismi ile çağırın eğer babalarını bilmiyor iseniz onlar sizin din kardeşlerinizdir.”(Ahzâb, 5)

Şeyhi vefat eden bir derviş şeyhinin yerine Halikı Zülcelâl vazifeli şeyh efendi vermemiş ise, derviş istihare yoluyla başka dergâha geldi ise, kabul edilir. Eski evradını değil sonradan aldığı evrat ve ezkarını yapar.

(DÜNYASINI DEĞİŞTİREN ŞEYH YERİNE HALİFE BIRAKMIŞ İSE, O ŞEYHE MÜNTESİP OLANLAR -DERVİŞ, ÇAVUŞ, NAKİP, NÜGABA- MAKAMIN İZNİYLE ŞEYHİN TAYİN ETTİĞİ HALİFEYE İNTİSAP EDERLER. HALİFE DÜNYASINI DEĞİŞTİREN ŞEYHİN YERİNE VAZİFESİNİ İFA EDER.)

Şeyhi evvelki şeyhidir amma terbiye üstadı değişmiştir başkaca değişen bir şey yoktur derviş sadakatli olmalıdır.

Dervişin bir şeyhi vardır! İki şeyhi olmaz, mürşitlerin biri birine teberrük olarak irfaniyyet yolunda yardımcı olmaları da adap ve erkâna uygundur rahmeti ilahiyedir istifade kapıları açık bırakılmıştır gene makamın işareti ile hudutludur.

Evliya peygamber efendilerimiz gibi masum değillerdir.

Ama yaratılışları tertib-i ilâhîdir. Ezel-i ervahla ilgili olup, dünyada kul illa çalışmakla elde edemez.

İnsan say-i gayreti ile salih kişi olur, makamı velâyete çıkar, veli olur ama peygamber ve evliya olamaz.

Peygamber efendilerimiz, kendilerinden sonraki peygamberi seçmeye salâhiyetleri olmadığı gibi, evliyaların da kendilerinden sonra evliya seçmeye salâhiyetleri yoktur!

“Mürşidini seçip ona teslim oldun mu nazik ve tahammülsüz olma. Balçık gibi gevşek ve sölpük bir halde bulunma. Her zahmette her meşakkate kızar kinlenirsen cilalanmadan nasıl ayna olacaksın. İnsan melek de olsa İlâhî yardıma uğramayınca defteri siyah çıkar. Hakk’ın yardımına Hakk’ın has kulları olan kâmil insanların şefaatine meleklerin de ihtiyaçları vardır.” Galibi Takvimi; 10 Eylül 2013

 

 

Galip Hasan KUŞÇUOĞLU (K.S.) (K.S.)

Kâdirî Rufâî ve Gâlibî Meşâyihi

 

5. VAHŞİ TARİK NASIL ANLAŞILIR?

Bu yetki verilmemiş, kuruntularının, nefsinin ürettiği hallerle, Allah’ın zatına mahsus varlığı nefsine mal ederek, şeytanı dahi şaşırtıp hayrete düşüren “yol kesici, ölü soyucu”. Bu isimler mutasavvıfinin sahte şeyhlere yakıştırdığı isimlerden yalnız ikisi olup, bazıları iyi insanlardır. Bu türlü hakikat ölçüsünün olmamasından kaynaklanan hakikat fukaraları. Ölçü beşeri ölçü değil. Allah’ın tertip ve tanzimidir. Salike hilafet, silsileyi meratip, izni icazet sahibi şeyh efendiye manasında Allah tarafından verilen emirle tebliğ edilir. Gayrısı yanlıştır, tehlikelidir. Nazarı ilahiden mahrumdur.

Bugünkü gerçek ehli tarikin çektiği işkence ve eza naehlin tutumundan, dini tedrisat gören kişilerin de felsefeyi benimsemelerinden kaynaklanıyor. Nakil olan Din-i İslam’ı akla dönüştürmelerinin perişanlığını yaşıyoruz. Buna rağmen ümitliyiz. Şöyle ki: Dünden bugüne beşer salaha gittiğini her sahada daha iyi görebiliyor.

 

Galip Hasan KUŞÇUOĞLU (K.S.)

Kâdirî Rufâî ve Gâlibî Meşâyihi

 

6. DERVİŞLİK

Derviş şahittir. Ezel-i ervahta da Allah’ın varlığına “BELΔdediniz. Hiç şüpheniz olmasın. Yoksa Allah her adama dervişlik nasip etmez.

Dervişlik emr-i İlahiye’ye aşkla intibak eden mümin, müttaki ihlas sahibi kişilerin sıfatıdır. Yalnız isimle sıfat elde edilemez.

Dervişin lisanı ve kalbi ile muhafaza altında yaratanını zikretmesi, zikri daimiye, lisanen ve halen nail olması o bahtiyar insana sadakatinin mahsulü, Rabbinin yed-i kudretinden lütfedilen meleke ve diplomadır.

Derviş ol derviş, gerçek derviş. İsimle derviş değil, gerçek derviş. İsimle derviş; kabul. Zaten her kişi, ismen de olsa derviş olamaz. Allah’ın tertibidir bunlar, Rabbimin lütfu ihsanıdır.

Derviş, ehl-i tevhid, ehl-i tarik, mümin, müttaki, ittika sahibi, namazsız, oruçsuz, hacc-u zekâtsız olmaz. Kendine gel. Olmazı kesin mi söylüyorsun? Hayır, demiyorum da. Allah’ın gönlünü yaparsan, başka türlü bilmem. Aklım ermez. Ben başka türlü yapamıyorum da.

Usta derviş manâsında yedi kat semavata çıkar, dışarıya zerre kadar hissettirmez.

İnsan eskidikçe tazelenir bu yolda kemalât olur. Bütün eşya durdukça eskir, değerinden kaybeder. Derviş, durdukça kemalâtlanır, değerinin katı üzerine kat kor.

Bazen öyle samimi ihvanım var ki; –Allah cümlenizden razı olsun- inanın maneviyatına gıpta ediyorum.

Dervişe tepeden bakma, elbette dergâha noksanı ile geldi. O manevi kemalât müşterisidir. Sen verilen vazifeni yap, gayrısını Hazret-i Allah’a bırak. Sadık kuluna sadakati kadar ihsan eder hiç şüphen olmasın.

Zikrin feyzinin hayranı, muti derviş, bir hafta resmi virdinde toplu zikrin feyzini görür. Hayatın nahoş cilvelerini de füyuzât-ı İlahî etkisi ile manevi zevkinin dışında seyreder.

Rabbim dünyayı derviş eylesin, dünyayı!

Ehl-i zikir, ehl-i hal, Allah fakiridirler; servet, mal, mülk fakiri değil.

 

Galip Hasan KUŞÇUOĞLU (K.S.)

Kâdirî Rufâî ve Gâlibî Meşâyihi

7. TASAVVUFU BUGÜNE GÖRE NASIL YAŞAYACAĞIZ?

ŞERİAT-I MUHAMMEDİYYEYİ BUGÜNE GÖRE YAŞAMAK MÜMKÜN MÜ?

Mana değişmeden, asra ve zamana göre içtihatla yaşamak elbette mümkün! Çünkü asra göre tertib ve tanzim-i ilahi kullarını tarih boyu rahmetini cümle kullarına bu minval üzere ihsan ve ihya eylemiştir. Gafil olma!

Evet, bugün de, yarın da verilen ömür müddetince insan olmaya namzet beni âdeminkıyamete kadar yaşaması elbette mümkün kılınmıştır. Amma tertib, tanzim ve kasd-i ilahi ne yönlü ise yüzde yüz olmasa da âdem iken insan olmaya yönelik yaşantısında kul Hz. Allah’ın varlığına ve emrine samimi olduğu nispette, samimiyetini ölçme terazisi cüz’i de olsa âdeme de bahşedilmiş ayarını sen de beğendinse şüphe etmeyesin, insan olmaya namzetsin!

Şüphe etme. İzlediğin yolunun ismi sırat-ı müstakimdir! Din ismi ise ind-i ilahide tek olup Hz. Allah’a inanan, dünyada yaşayan tüm insanlara ihsan edilmiş manası ile anlamı ile tek din ismi İslamiyet’tir!

Fakat “Biz arza nice nice ayetler indirdik”(Yusuf, 105)hitabını bilenlerle istişare etmeden hüküm verir isen içinden çıkamazsın. İcraatın hayır iken şerre dönüştürürsün. Medeniyete, teknolojiye, cumhuriyete, demokrasiye, insan haklarına, laikliğe, tasavvufa, aklın ötesinde metafiziğe dahi karşı çıkarsın! Bu hâlini de“Şeriat-i Muhammedî’yedir” diye pazara dökersin. Elbette alıcı bulamazsın. Buldun mu?

İslâm’ı yaşamak isteyen kültürlü insanları da Şeriat-i Muhammedî’den öyle kaçırdın ki, kelime olarak dahi duymak istemezsin “Onlar imansız kâfirler” diye laf ebeliği yapma.

Peygamber efendilerimiz Allah’ın rahmetinin sonsuzluğundan bahsettiler. Müstesna yaratıldıkları halde “Bizler de Hz. Allah’ın rahmetine muhtacız” dediler. Bu türlü iman ve tutumları ile emr-i ilâhîleri tebliğ ettiler. Uzun lafın kısası hep rahmet-i ilâhiyeden, aşk-ı ilâhîden bahsettiler, kulluğun zevkini anlattılar, verdiler. Rabbim cümlesinden razı olsun, şefaatlerine nail kılsın. Âmin!

Allahu Teâlâ Hazretleri’nin Kur’an’ın çok yerinde bahsettiği Evliya’ya anlamı manası uymayan dost diye çarpıttığın gerçekler sana neye mal olacak Allah bilir? Ehl-i aşka neye mal oldu, ölçe biliyor musun?

Evliyayı telaffuz etmediğin gibi manadan dışladığın müddetçe çarpık yolunda dahi yaya kalırsın. Bu abd-i âcize itimat et!

Allah’ın kanunlarını hiç bir beşerî kanun iptal edemez. Ediyormuş gibi görünse de netice hüsrandır!

Elbette, bahşedilen cüz’iiradeni kullanacaksın. Küllî iradeyi dışlamadan, harama helal, helale de haram demeden, hasbel-beşer, gerek bilerek, gerekse bilmeyerek, hataya düştüğünde sonsuz rahmet-i ilahi tövbe istiğfar kapısını kıyamete kadar açık tutuyor. Bizim aczimizi bizden iyi biliyor.

Hazret-i Allah’ın afvu mağfiretinin sonu yoktur. Yeise kapılma, samimi ol.Samimiyet: imanın dışa yansıdığı zaman zuhur eden meyvesi ruha ve cesede sürur verir o sürur ebedidir geri alınmaz!

Hz. Allah’a şirk koşma. Cüz’iiradeni kullanman her şeyin güzelini, iyisini, zamana göre uygun olanını alman tertib-i tanzim-i ilâhîyedir!

Bu güzelliği bulman için seni salahiyetli ve vazifeli kılmış Hz. Allah ve kuluna hitaben:

“Bu âlemi ben yarattım. Ey insan, sen tanzim edeceksin” “Yeryüzünde halifemi yaratacağım” hitabı, “Yaratılışın sırrı Hazret-i insana secde edin”

Buyruğunun anlamı İblis ve o türlü yaratıkların idrakinin dışında oldu nedense. Allah’u âlem yeteri kadar kendini bilmeden Allah’ı ve “ men araf ” sırrının nedenini bildiklerini zannedenlerin varlık iddiaları!

Men arefe nefsehu fekad arefe Rabbehü” (nefsini bilen Allah’ı bilir) buyruldu.

Yaratanını bilmek yaratılanı bilmekle ve nefsini bilmekle başlar öğrenim yeri dün dünya idi bugün de dünyadır! Yarın başka beklemeyesin.

 

Galip Hasan KUŞÇUOĞLU (K.S.)

Kâdirî Rufâî ve Gâlibî Meşâyihi

 

8. TASAVVUFU YANLIŞ ÖĞRETİYORLAR

21’inci asırda dahi Hz. Allah’a iman eden insanlar mistik yaşantı hayranı iken, bizler ne yazık Şeriat-ı Muhammedî’den ayrı olmayan tasavvufu umursamadığımızdan hakikat garibi, nâehil ellere bıraktık ve dini tedrisat gören okullarımızda Hint ve Yunan felsefelerini tasavvuf diye okuttuk ve hâlâ okutuyoruz!

Muhammedi şeriatının tasavvufunu anlatırken hiçbir şeriatta olmayan “ bir lokma, bir hırka ” veya servet ve teknoloji düşmanlığından öte gitmeyen bir tasavvuf sergiledik. Aklıselim olan kişinin kabul edemeyeceği bir şekil verdik. Şeriat ve çağ dışı cehaletin ürünü olan bu zihniyet müşteri bulamadı!

Kevnihakikatlerleiktifa edip, dinîhakikatleri de yalnız akıl ölçüleriyle ölçeceğini zanneden kişinin, iyi bilmesi gerekir ki, vahiy yolu ile gelen emr-i ilahiyeyi küll olarak ölçmeye hangi akıl yetkilidir? Peygamber efendilerimizin bir sıfatı da en akıllı iken, vahiyle gelen ilâhî emirleri kül olarak ölçmeye muktedir yaratılmadılar. Peygamber efendilerimize vahiy yolu ile gelen emr-i ilâhîleri akıl yolu ile halledeceğini zannedenler, akılcı dinden öte gidemeyip, bilmeden aklı ilahlaştırıp, nakli akıllaştırarak, nefsin ürettiği dini, nefse çok cazip getirdiler.

Putperestliğe meylin anlamı budur. Peygamber Efendimiz hayatta iken üç kabile reisinin Şeriat-ı Muhammedî’ye tâbi olmuşken, İslam’dan irtidat ederek kabilesi ile tekrar putperestliğe dönmesi gelen vahiyleri aklına mantığına uyduramadığı için değil mi?

İradeden yüz çevirip mücerret ilmi isteyen Kelamcılar; 

İlimden vaz geçip yalnız iradeyi talep eden bazı Tasavvufçular; 

Hazret-i Resulullah (s.a.v.) Efendimizin getirdiğine aykırı irade ve ilmi isteyen bazı Bidat Erbabı; 

Allahu Teâlâ’nın varlığını kabul edip şeriatı ile yükümlü olduğu peygamber efendilerimizin getirdiği şeriatı kabul edemeyen Felsefe­cilerin

Dalalette olduklarını gerçek ilim sahiplerinin inkâr etmesi mümkün mü?

Osmanlı zamanında“ Turuk-ı aliyede vazifeli olduğunu iddia edenlerden ”Hazret-i Resulullah’ı (s.a.v.) Efendimize kadar dayanan bir silsileyi merâtibe ve izni icazetesahip olması gerekirdi, yok ise sahte olduğu tebeyyün ederdi! Hz. Allah bilirya bu zamanda, bu meziyetlere sahip kaç meşayih çıkar?

“Bizim tarikatımızın başı, diğer tarikatların nihayetidir.” derler. Bu kelam tamamı ile hakikat dışıdır.

Kelâm-ı Kadim’i okumakla emr-i İlahi’yi bundan ibaretmiş gibi zannedenler Kuran’daki, bilcümle âlemdeki, hikmetullahın zuhuru için halk edilen kâmil insandaki tecelliyâtı inkâra, biliyorum edası ile nasıl cüret edebiliyorlar.

Hakikat ulemasını inanarak, önem vererek dinlese idik, İslam’ı gerçek anlamda fizik ve metafiziğe uygun olarak, Rabbimin ihsanı kadar yaşar ve şahit olurduk.

 

Galip Hasan KUŞÇUOĞLU (K.S.)

Kâdirî Rufâî ve Gâlibî Meşâyihi

 

9. TEKKE VE ZAVİYELERİN TEKRAR AÇILMASI

Konu nazik. Uzun uzun anlatılabilir. Asalaklar yuvası haline gelen tekkeler ıslah için kapatılmıştır. Bunu Atatürk’ün beyanlarından anlıyoruz. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra Mevlana’yı ziyaret eden Atatürk: “Ey koca şeyh benim kastım sen değilsin.” demiştir. Ayrıca, dergâhların niçin kapatıldığını soran Nurullah Efendiye;

Efendi Hazretleri! Tekke, türbe ve zaviyeleri ben kapattım! Allah bana ömür verecek mi? Bilmiyorum ama şayet ömrüm olursa günü gelince bunları yine ben açacağım!” demiştir.

Galip Hasan KUŞÇUOĞLU (K.S.)

Kâdirî Rufâî ve Gâlibî Meşâyihi