22 Haziran 2017 Perşembe
Duyurular

ZİKRULLAH

 “BİL Kİ, ALLAH’TAN BAŞKA İLAH YOKTUR. HEM KENDİNİN HEM DE MÜ’MİN ERKEKLERİN VE MÜ’MİN KADINLARIN GÜNAHLARININ BAĞIŞLANMASINI DİLE. ALLAH GEZİP DOLAŞTIĞINIZ YERİ DE DURACAĞINIZ YERİ DE BİLİR.”  (Muhammed, 19)

 “KİM RAHMAN’IN ZİKRİNDEN GAFİL OLURSA YANINDAN AYRILMAYAN BİR ŞEYTANI ONA MUSALLAT EDERİZ. ŞÜPHESİZ BU ŞEYTANLAR ONLARI DOĞRU YOLDAN ALIKOYARLAR DA ONLAR KENDİLERİNİN DOĞRU YOLDA OLDUKLARINI SANIRLAR.” (Zuhruf, 36, 37)

 “BENİ ZİKREDENİN YANINDA CELİSİM OTURURUM” buyurdu Hazret-i Allah.

 “Allah’ın rızkından yiyin” ayeti, ekmek değil, hikmet ve mârifetullahdır. “Ne zaman kulum üzerine zikrim galip ola, bana âşık olur. Ben de ona âşık olurum” buyurdu. Hz. Allah c.c

“Allah’ın mescitlerinde Allah’ın adının zikredilmesine engel olan ve onların harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır!.. Aslında bunların oralara ancak korkarak girmeleri gerekir. Bunlar için dünyada bir rezillik, ahirette büyük bir azap vardır.” (Bakara, 114 )

“Öyle ise siz beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, sakın bana nankörlük etmeyin.” (Bakara,152).

Vahiy melaikesi Cebrail (aleyhisselam) Peygamberimiz Efendimize tebliğ eyledi: “Ya Muhammed, Hazret-i Allah yalnız senin ümmetine bu rahmetini ihsan etti.” Allah vaadinden dönmez. Bu hitaba-ı ilahiyi unutma.

“Hac zamanı ticaret yapmakta bir günah yoktur. Arafat’taki vakfeden ayrılıp akın ettiğinizde meş’ar-i Harem’de zikir ile Allah’ı anın. Allah’ın size gösterdiği şekilde zikredin. Onun göstermesinden önce yanlış gidenlerden idiyseniz de..” (Bakara,198)

Hac için niyet edip vazifesini yapmasına engel olmayan ticaretler için bir günah olmadığını beyanla, meş’ar-i Harem’de zikir ile Allah’ı size gösterildiği şekilde zikredin. Onun göstermesinden önce yaptığınız yanlış zikirlerinizde bilmediğinizden dolayı mazursunuz. Bütün âlem bir nizam üzere kurulmuştur. Demirci dahi kızgın demire çekici vurur iken rasgele vurmaz. “Üstatsız sanat haramdır” denildi.

“Hac menasikinizi bitirince atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir zikirle Allah’ı zikredin. O insanlardan öyleleri var ki, “bize dünyada ver” derler. Böyle isteyenlerin ahirette nasibi yoktur.”(Bakara, 200)

Bu Ayet-i Celile’de Hazret-i Allah buyuruyor ki: Kulum, senin şahsında ihsan eylediğim rahmetimi gör de; Zatımı kesir zikret. Çok çok anlam taşıyan bu mevzuda kesirin ölçüsü olmayıp, Kur’an’ın çok yerlerinde“zikren kesira” buyurur Hazret-i Allah. İşte bu ayet-i celile de; Gaza meydanlarında hasmınızı sindirmek için şecerenizi, kim olduğunuzu yüksek sesle karşı hasmına olanca gücünle haykırman hasmının moralini bozar. Psikolojik olarak az da olsa cesaretini kırar.

Eskiden gaza meydanlarında harp taktiği düşmanı sindirmekle başlardı. Şimdi de gene korkutmak var. Soğuk harp dedikleri, fakat taktiklerin şekilleri başka başka. Hazret-i Allah buyuruyor ki: “İşte o şecerenizi bağırmakla anlattığınızdan daha yüksek bir sesle Allah’ı zikredin.

Menasik-i hacda sadık kullarıma bahşettiğim rahmetlerimi kulum senin şahsında da ihsan ettim. Bu rahmetimi gör. Zatımı şedit, bütün gücünle zikret. Yüksek sesle “Allah” dersen kafir olursun diyen, bilgin geçinenler, merak ediyoruz, bu ayet-i celileye mutlaka bir kılıf uyduracaklar, amma nasıl bir kılıf ?!..

Zekeriya: Rabbim! (Oğlum olacağına dair) bana bir alamet göster, dedi. Allah buyurdu ki: Senin için alamet, insanlara üç gün işaretten başka söz söylememendir. Ayrıca Rabbini çok zikret sabah akşam tesbih et. (Ali İmran, 41) Ve hüve ala külli şey’in kadir (Allah c.c. her şeylere kadirdir).

Beşerin alışa geldiği ölçüler dışında harikulade hallerin peygamber efendilerimizde zuhuru, görülmesi unutulmasın diye ayrıca rahmettir. Her türlü rahmet-i ilahiye karşılık kullarından istediği ve emrettiği zatını zikretmesi sabah ve akşam bazı ehl-i tasavvuf bu Ayet-i Kerime’yi esas alarak günlük virtlerini sabah ve akşam olarak talim buyurmuşlardır.

“Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında ya da bizzat kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı zikrederler, derhal günahlarından dolayı hemen tövbe istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki?. Bir de onlar işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler.” (Ali İmran, 135)

Hazret-i Allah: Rahmetimi idrak ettiğin zaman beni zikredin, nefsinizden zuhur eden günahları gördüğünüz zaman da beni zikredin, tövbe istiğfar edin” buyuruyor. Mevlid-i Nebevi’ye başlarken dahi merhum Süleyman Çelebi’nin: “Allah adın zikredelim evvela” diye başlaması gibi.

“Onlar ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı hatırlayıp zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler): Rabbimiz, sen bunu boşa yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru.” (Ali İmran, 191).

“Namazı bitirince de, ayakta otururken ve yanınız üzerinde yatarken (daima) Allah’ı zikredin. Huzura kavuşunca da namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz mü’minin üzerine vakitleri belli bir fazdır.”(Nisâ, 103)

Bu Ayet-i Kerime’de zikrullahı ayrı, namazı ayrıca beyan ediyor. Mü’minler üzerine namazın farz olduğunu ve namazın vaktinde kılınmasının emr-i ilahi olduğunu, Allah’ı zikreden mü’min kullarının huzura kavuşacağını ve namazı da dosdoğru ancak bu kullarının kılacağını biz acizlere bildiriyor.

“Münafıklar Allah’ı zikredemezler, yâd eylemezler. Zikretseler de pek az ederler ki, o da ağızlarındandır.” (Nisâ, 142)

Zikrullahın aleyhinde ahkâm kesip Allah’ın zikrinden kullarını mahrum eden mana yoksunu bilge kişinin hallerini beyanla Hazret-i Allah bu kulluklarının vasıflarını nasıl izah ediyor… Onlar zikreden bir topluluk gördükleri zaman oradan kaçarlar. O zikir toplumunun içinde hasbel beşer bulunsalar da angarya kabilinden zikrullah dudaklarından öte gitmediği gibi, sesleri de çıkmaz ve cemaatlerde Allah’ı yâd etmezler, Cenab-ı Hak’tan hiç bahsetmezler. Bu türlü insanların şerrinden ehl-i zikir olarak Rabbime sığınırız.

“Şeytan içki ve kumar yolu ile ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı zikretmekten ve namazdan alıkoymak ister. Artık vaz geçtiniz değil mi?” (Maide, 91)

Bu ayet içki ve kumarı yasaklayan üç ayetin sonuncusudur ve kesinlik ifade eder. Dünyamızı ve ahiretimizi ihya etmek için türlü rahmetiyle biz aciz fakat inanan kullarına hayrı ve şerri bildiren Rabbime sonsuz hamd olsun. Kişinin dünyasını ve geleceğini karartan, kötülüklerin anası olan içki ve kumarı büyük günah sayarak,  zararının büyük olduğunu, “zira Allah’ı zikretmekten ve namazı da dosdoğru kılmaktan alıkoymak ister” buyurması ile kullarının aczini ne güzel ifade ederek bu türlü tehlikelerden sakınmamızı emrediyor.

Maide Suresi, Ayet 91’de bildirmesiyle bizleri zikrullahtan ve namaz kılmaktan alıkoyan günahlardan sakınmamızı hassaten emrediyor. Rabbime tazarru ve niyaz ediyor, bütün gücümüzle yalvarıyoruz: Biz aciz kullarını zikrullahın ve namazın zevkinden mahrum eyleyen büyük ve küçük günahlardan bizleri yoktan var eden Rabbime sığınırız.

“Ve öyle, Rablarının cemalini isteyerek, sabah ve akşam ona dua edenleri ve zikir edenleri yanından kovayım deme. Sana onların hesabından bir şey yok. Senin hesabından da onlara bir şey yok ki, biçareleri kovup da zalimlerden olacaksın.” ( En’am, 52 ).

Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz Cenab-ı Hakk’ı zikreden bir topluma uğradı. Buyurdu ki: “Ey zikreden cemaat,  sizler bir cemaatsiniz ki, Cenab-ı Hak: Sabah akşam beni zikreden kimselerle sen de otur, nefsinin onlarla beraber olmasında sabret, ayet-i kerimesini sizin sebebinizle inzal buyurdu, diye o cemaati taltif etmiştir.

Allah’ın kadrini hakkıyla takdir etmediler. Çünkü “Allah hiç bir beşere bir şey indirmedi” dediler. De ki: Öyle ise Musa’nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de parça parça kâğıtlar haline koyup açıkladığınız, çoğunu gizlediğiniz o kitabı kim indirdi? Sizin de, atalarınızın da bilemediğiniz şeyler size öğretilmiştir. (Ya Muhammed:) Sen  “Allah” de, sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynaya dursunlar. (En’am, 91)

Habibim! Sen Allah’ı zikret, “Allah” de. Kul sıkıştığı, aciz kaldığı zaman, beşeri gücü bittiği yerde tazarru ve niyaz kasti ile “Allah” der.

“Üzerine Allah’ın adı zikredilmeden kesilen hayvanlardan yemeyin. Kuşkusuz bu büyük günahtır. Gerçekten şeytanlar evliyalarına sizinle mücadele etmeleri için telkinde bulunurlar. Eğer onlara uyarsanız şüphesiz siz de Allah’a ortak koşanlar olursunuz.” (En’am,121)

Allah’ın ismi zikredilmeden kesilen hayvanların etinden yenilmesinin haram olduğunu beyanla, şeytan evliyalarının sizinle mücadelesi zikrullahtan sizi uzaklaştırmakla başlar. İlk anda bariz zararı görülmese de netice hüsrandır. İster istemez o da Allah’a ortak koşanlardan olur. Umursanmayan küçük günahlar zaman zaman büyük günaha dönüşür. İnsan her türlü gelişmeye müsaittir. Nefse fırsat vermemeli.

“Müttekilere şeytandan bir tahrik gelirse Allah’ı zikrederler de derhal basiret sahibi olurlar, şeytanın tahrikini defederler.” (A’raf, 201)

Allah’ın ittika sahibi müttaki kulları gayba iman edenlere verilen sıfat ihlâs, takva, vera sıfatı ile taltif görenler, şeytandan bir tahrik gelirse Allah’ı zikrederek şeytanın hilesinden kurtulurlar. Çünkü onlar basiret sahibidirler.

“Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini zikret, gafillerden olma.” (A’raf, 205)

Ehl-i zikrin sabah akşam virt edinmelerini buyurduğu gibi, duygusuzca olmayıp zikirle beraber tazarru ve niyazı terk etme. Havf-u reca üzere ol. Hafi, senin kulağının duyacağı kadar. İşte o zaman rahmet-i ilahinin zuhuru ile aczinin, zaafının mahsulü rahmet-i ilahinin tecellisi ile ürperti zuhur edecek. Miracın ilk safhasıdır. O hali ne kadar muhafaza edebiliyorsan kemâlattır. Manevi haller kişinin elinde olmayıp kudret-i ilahinin yedindedir.

“Mü’minler ancak Allah zikredildiği zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.” ( Enfal, 2 )

Halik-ı zü’l-celal biz aciz kullarına, mü’min isminin tecelli ettiği istisna-i kişilerdeki rahmet tecellisini aczimize göre ölçü veriyor. “Allah zikredilince kalpleri titrer.”

“Ey iman edenler. (Savaşmak için) her hangi bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah’ı çok zikredin ki, başarıya erişesiniz.” (Enfal, 45 ).

Gaza meydanlarında Allah’ı zikredin, çok zikredin, yüksek sesle şiddetli zikredin ve sabredin. Sabredin ki,  başarıya ulaşasınız ve sebat edin. Sabreden zafere ulaşır, müjdesini unutmayalım. Ecdadımızın tarih boyu zaferler kazandığı zamanlar inanarak, sebatla Allah’ı çok zikrettikleri zamandır. Zikirle yapılan tazarru ve niyazlar reddolunmaz.

“Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah’ı zikretmekle huzur bulur.” (Ra’d, 28 )

Bu ve buna benzer açık ve sarih, tefsire muhtaç olmayan, Kur’an-ı Kerim’de zikir ayetlerini gördükçe, Allah’ın kullarını zikir meclislerine ve zikrullaha teşvik edecekken, bu rahmet-i ilahilerden Allah’ın kullarını mahrum eden tedris nasıl bir tedrisattır, nasıl bir ilimdir, bunu anlatan nasıl bir âlimdir?

“Yedi gök, dünya ve bunlarda bulunan herkes onu tesbih eder. Onu övgü ile zikir ve tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur. Ne var ki siz onların tesbihini anlamazsınız.  O çok yumuşak ve bağışlayıcıdır.” ( İsra, 44 ).

Bu Ayet-i Kerime’de daha bariz, daha açık görülüyor ki, Allah’ı tesbih etmeyen bir zerre düşünülemez. Dünyada, bütün âlemde, yedi kat semavatta yaratılan her zerre lisan-ı hal ile Allah’ı zikir eder, tesbih eder. Tesbih ve tesbihat zikrin cem’idir, yani çoğuludur. Zikrullahı tesbihat ile “beni kesir zikredin” emrine uyanlara,  bu yolda irşada vazifeli kılınanlara tabi olup, aldığı virdini her gün adedine riayet edip samimiyetle okuyup, Allah’ın emrettiği şer’i ve insani hükümleri de yerine getiren bahtiyar insana verilen sıfatların bariz bilinenleri erbab-ı zikir, zakir, ehl-i aşk, ehl-i hal, ehl-i tarik, ehl-i takva, ehl-i vera, ihlâs ehli, cemi Allah’ın mü’min isminin tecelli ettiği bahtiyar insan.

Bütün insanlar bu rahmetin ekserisini uygulamaya müsait yaratılmıştır. Kıskançlığı bırak. Rahmet-i ilahi nefsanî duygulara göre değil, ilahi emre göredir. Samimiyetle uymaya çalış. Aklının ölçemeyeceği rahmet-i ilahileri Peygamber Efendimizin hazreti Allah’ın beyan ettiği gibi tebliğ eylediğini kabul et ve uygula. Bir emri kabul etmek tatbikata geçildiği zaman değerlenir. Maneviyatta değer ifade eden iman lisanen, kalben, halendir. Üçü birleştiği zaman ind-i ilahide makbuldür inşallah.

Hazret-i Allah “siz onların tesbihini anlayamazsınız” buyurması ile bize haddimizi kesin kes bildiriyor. (Ben kulumu zikretmezsem kulum beni zikredemez) sırrını iyi anla. Enaniyetten uzak ol. İki ene bir arada görülmemiştir. Samimi ol. Tazarru niyazı bırakma. Başka yetkin ve gücün yok.  Zikrullah ve buna benzer rahmet-i ilahileri ölçmeye müsait değilsin.

“De ki: İster “Allah” deyin, ister “Rahman” deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O’na hastır. Namazında yüksek sesle okuma. Onda sesini fazla da kısma, ikisinin arası bir yol tut.” ( İsra, 110 )

Bütün ibadetlere ve taatlara Hazret-i Allah zikir buyurdu. Çünkü her ibadet ve taat esmalarla bezenmiştir.

“Sabah akşam Rablerine onun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebat et. Dünya hayatının süsünü isteyerek, gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi zikretmekten gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme.” (Kehf, 28).

“Böylece seni bol bol tesbih edelim.” ( Taha, 33 )

“Sen ve kardeşin birlikte ayetlerimi götürün, beni zikretmeyi ihmal etmeyin.” (Taha, 42).

Hazret-i Allah Bu Ayet-i Celile’de Musa (aleyhisselam)’a hitaben, “kardeşin Harun (aleyhisselam)’la ayetlerimi götürün, beni zikretmeyi ihmal etmeyin” buyuruyor. Dikkat! Allah, elçilerine dahi zikrullahtan gafil olmamalarını emrediyor.

“Kim de beni zikretmekten yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.”    (Taha, 124).

Sıkıntılı, çekilmez, tahammülü güç, bir hayatın mı var? Kuvvet ve kudret-i ilahiye inanıyorsan bu sıkıntın senin için bir uyarıdır, rahmettir. Ama bu uyarının devamına tahammül güçtür. Feraha çıkmak istiyorsan noksanlıkları nefsinde ara. Allah’ı zulümden tenzih ederiz. Her ne kılmışsa adalettir Cenab-ı Kibriya; her kazaya her belaya kıl rıza, Allah kerim.
“(Resulüm) sen onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de,  batmasından önce de Rabbini övgü ile tesbih et. Gecenin bir kısım saatleri ile gündüzün etrafında (iki ucunda) da tesbih et ki, sen Allah’tan razı olasın, Allah da senden razı olsun.” ( Taha, 130 ).

Tesbih zikrullahın çoğulu olup, tesbihat da tesbihin çoğuludur. Dervişin virdinin esasıdır. “Virdi olmayanın varidi olmaz” denildi. Vird dervişin her gün yaptığı tesbihatıdır, ezkarıdır. Evradı da vardır. Salikin günlük vazifesidir, adetlidir. Maneviyatın tertibidir. Sıhhatli mürşide “huddem”i verilmiştir, yani ağırlığı alınmıştır.

Eğer sıhhatli virdin yok ise bu türlü rahmet-i ilahiyi çeşitli desiselerle kabul edemiyorsan, bu asiliğinle Allah’tan rahmet yönünde bir şeyler isteye biliyor musun? İstesen de yapmacık olur. Çünkü emr-i ilahiyi emredildiği gibi değil nefsinin hazzına göre uydurmuşsun. Yokluğu nefsinde müşahede ederek var olan Rabbına hangi ismi, hangi sıfatı ile tazarru ve niyaz edeceksin?

Ferahlıkta kazanmadın ki darlıkta bulacaksın. Virdin yok. Halik’ına ihtiyaç duymamışsın. Fizik dışı gördüğün metafiziği, tecelliyâtı elbet kabul edemezsin. Yüzün kızarmıyor mu? İhtiyaçlarını arz etmek için başka isteyeceğimiz merci var mı? diyorsun. Doğru, elbet yok. Verilen manevi vazife başkalarını hakir görmek, kişiyi Allah’tan kaçırmak,  rahmetten ümidini kesmek değil, hâşâ. Ehl-i hakikati rahmet dışı gösterdiğin için sen kardeşimi uyarabilirsem vazifemi yapmanın hazzını duyarım, inşallah. Nahl Suresi 43. ayette beyan edildiği gibi Enbiya Suresi 7. Ayet-i Celile’de de:

“Biz senden önce de kendilerine vahiy verdiğimiz erkeklerden başkasını Peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehlinden sorunuz.”

Hazret-i Allah’ın “sorunuz” dediği erbab-ı zikirden eylesin. Âmin ve selamün ale’l-mürseliyn ve’l-hamdü lillahi Rabbi’l-âlemin.
“Onlar bıkıp usanmaksızın gece gündüz Allah’ı tesbih ederler.” (Enbiya, 20).

“De ki: Allah’a karşı sizi gece gündüz kim koruyacak? Öyle iken onlar Allah’ın zikrinden yüz çevirirler.” (Enbiya, 42)  Cenab-ı Hakk’ın bu kadar açık bildirisi karşısında ruhi bunalım ve sıklet duymadan zikir ayetlerini hala tahrife cüret edebiliyorsan, bu yönlü korkusuzca davranışlarını ödülsüz (!) bırakmak haksızlık olur. Allah’ın kullarını çeşitli desiselerle Allah’ın zikrinden uzaklaştırmak için bütün var gücü ile rahmet-i ilahiyi tahrif eden kişiye Allah’ın verdiği sıfat ve isimle ödül madalyonunu okuyayım: “ZALİM”.

Ey benim tefekkürsüz kardeşim, lütfen bu sıfattan kurtul. Kurtulmak için Allah’ın tertip ve tanzimine riayet etmeye mecbursun.

“Onlar başka değil sırf “Rabbimiz Allah” tır” dedikleri için, haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah bir kısım insanları diğer bir kısmı ile def edip önlemese idi mutlak surette içlerinde Allah’ın ismi bol bol zikredilen manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılır giderdi. Allah kendisine yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah güçlüdür, galiptir.” ( Hac, 40 )

 

Anlamını belirtmeye çalıştığımız Hac Suresi 40. Ayet-i Celile’yi hala anlamak istemiyorsan, bütün dini mabetleri bencillikle horluyor, Allah’ın zikrinin yapıldığı her yeri tahrif etmeye, ehl-i zikri zikrullahtan men etmeye yelteniyorsan “bu ayet senin için inzal olmuş” dersem doğru söylemiş olmuyor muyum?

“İşte siz onları alaya aldınız. Sonunda onlar (ile alay etmeniz) size beni zikretmeyi unutturdu. Siz onlara gülüyordunuz.”   (Mü’minun, 110).

Bu Ayet-i Celile’yi bilmem izaha ve tekrar etmeye lüzum var mı?

“Bir takım evlerde, yani camilerde Allah onların rifatlendirilmesine ve içlerinde isminin zikrolunmasına izin verdi. Onlarda sabah akşam ona tesbih ederler. Öyle rical ki, ne alım, ne satım ve ne ticaret onları Allah’ı zikirden, namaz kılmaktan, zekât vermekten alı koymaz.” ( Nur, 36,37 )

Bu Ayet-i Kerime’yi görüp de zikrullah üzerinde yerli ve yersiz ahkâm kesenler, “zikirden kasıt namazdır, oruçtur, zekâttır” diye mana yolunu kesmeye çalışanlar “din-i İslam’ı anlatıyorum emr-i ilahiden bahsediyorum” derken başka bir kastı yoksa Hazret-i Kur’an’daki bu ve buna benzer ayetler karşısında mesuliyet duyamıyorlar mı? Ehl-i zikre, ehl-i aşka karşı zulüm ettiklerini anlayamayacak kadar duygusuz mu bunlar? Yoksa gazab-ı ilahi mührü ile mühürlenmişler mi?

“Göklerde ve yerde bulunanlarla dizi dizi kuşların Allah’ı tesbih ettiklerini görmez misin? Her biri kendi duasını ve tesbihini bilmiştir. Allah onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilir.” (Nur, 41)

Şerefli ve efdal-i mahlûk olan yaratılışın çekirdeği olan âdem, hala yaratanının anlamlı ve güzel isimlerini zikretmekten, tesbih etmekten, yâd etmekten, noksan sıfattan Rabbini tenzih etmekten seni men eden, sonsuz nimetlere karşı seni kör eden mikrobu nefsinde arıyor musun? Bulamadınsa bu abd-i âcizin tavsiyesine kulak ver. Allah’ın lütfettiği ayetlerde ara. Mensup olduğun şeriatında ara. “Bunları ölçemiyorum” diyor isen Allah’ın her zaman mevcut kıldığı varisü’n-Nebi, nedim-i ilahi olan tertib-i ilahi ile ara. Dizi dizi kuşların Allah’ı tesbih ve dua ettiklerini, yaptıklarını belirterek Bu Ayet-i Celile’de biz kullarını uyarıyor Halik-ı zü’l-celal. Ey ben-i âdem! Kuş kadarda mı Rabbini tanıyamadın, çok yazık!…

Onlar: Seni tenzih ederiz, seni bırakıp da başka evliya edinmek bize yaraşmaz. Fakat sen onlara ve atalarına o kadar bol nimet verdin ki, sonunda zikretmeyi unuttular ve helaki hak eden bir kavim oldular” derler. ( Furkan, 18 )

“Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan. O’nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını onun bilmesi yeter.”  (Furkan,58)

“Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allah’ı çok zikredenler ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler hangi dönüşe döndürüleceklerini yakında bilecekler.” (Şuara, 227)

“Sana vahyedilen kitabı oku. Namazı da dosdoğru kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut,45)

“Andolsun ki, Resulullah sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.” (Ahzâb, 21)

“Ey inananlar, Allah’ı çok zikredin.” (Ahzâb, 41)
“Ve onu sabah akşam tesbih edin.” ( Ahzâb, 42 )

“Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya, işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (Ahzâb, 35)

“Allah sözün en güzelini, bir biri ile uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu kitabın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu kitap, Allah’ın, dilediğini kendisi ile doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz.” (Zümer, 23)

“Allah tek olarak zikredildiği zaman ahirete inanmayanların içlerine sıkıntı basar. Ama Allah’tan başkası zikredildiği zaman hemen yüzleri güler.” (Zümer, 45)

Ben-i Âdem’e bahşedilmiş nimet-i ilahiye yeteri kadar iman edemeyenlere gelince, bir ölçü daha bildiriyor Halık-ı zü’l-celal: Yukarıda geçen ayet-i kerimede bildirildiği veçhile: Onların yanında yalnız Allah’ı zikredersen keskin sirkenin küpün dışına sızdırdığı gibi hemen mayasını gizleyemez, dışa vururlar.Sızıntı değil ehline aşikâr olur. Çünkü “Settarü’l-uyub” olan örtme ve gizleme sıfatı verilmemiştir. Şer yönü aşikâr olan kişilerin hicap diye bir sıkıntıları yoktur.

“Biz dağları onun emrine vermiştik. Akşam sabah onunla beraber tesbih ederlerdi.” (Sa’d,18)

“Allah’a çağıran, iyi iş yapan ve “ben Müslümanlardanım” diyenden kimin sözü daha güzeldir?” (Fussılet,33)

“Arşı yüklenen ve bir de onun çevresinde bulunanlar Rabbini hamd ile tesbih ederler, ona iman ederler, mü’minlerin de bağışlanmasını isterler. Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tövbe eden ve senin yolunda gidenleri bağışla, onları cehennem azabından koru!” (Mü’min,7)

“Şimdi sen sabret. Çünkü Allah’ın vaadi gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam sabah Rabbini hamd ile tesbih et.” (Mü’min, 55)

Allah’a çağıran en güzel işi o yapar. O kişide evvela aranacak meziyetin esası o kişinin Müslüman olması ve çekinmeden korkmadan “ben Müslümanlardanım” diyebilecek bilgi ve imana sahip ise biz ona başkalarında görülemeyen hikmet olarak sözün de güzelini verdik.

“Sana vahyedilen kitabı oku. Ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.” ( Ankebut, 45 )

Allah’u Teâlâ Hazretlerinin ayet-i kerimede buyurduğu gibi, Allah’ın zikri en büyük ibadettir. Bütün ibadetlerin kasti Allah’ı zikretmektir. Her ibadet ve taat zikrullah ile bezenmiştir. Zikrullah başlı başına en büyük ibadettir. Ashap sordular: “Efdal-i zikir nedir, ya Resulallah?  “Efdal-i zikir: fa’lem ennehu la ilahe illallah, efdal-i şükür el-hamdülillah” buyurdular.

Allah’ın zikrine çeşitli bahanelerle, tahrif edercesine karşı çıkıp “ben biliyorum” edası ile ehl-i zikrin, ehl-i şükrün, ehl-i tevhidin yolunu şaşırtan, suret-i Hak’tan görünüp, şeytanın dahi yapamayacağı tahrifatı yapan, sudan bahaneler göstererek, kendini haklı göstermeye çalışan kişiyi Allah ıslah etsin. Hazret-i Allah âlimlerimizi zü’l-cenaheyn eylesin, âmin. Ve selamün ale’l-mürselin ve’l-hamdü lillahi Rabbi’l âlemin.

“Kim Rahman’ı zikretmekten gafil olursa yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz.” ( Zuhruf, 36 )

“Eğer insanlar büyüklük taslarlarsa, (bilsinler ki) Rabbinin indindekiler hiç usanmadan, gece gündüz onu tesbih ederler.” (Fussilet, 38)

“Ta ki, Allah’a ve Resulüne iman edesiniz, Resulüne yardım edesiniz, ona saygı gösteresiniz. Ve sabah akşam Allah’ı tesbih edesiniz.” (Fetih, 9)

“Onların dediklerine sabret. Güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ile tesbih et.” (Kaf, 39)

“Gecenin bir bölümünde ve secdelerin ardından da O’nu tesbih et.” (Kaf, 40)

“Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O’nu tesbih et.” (Tur, 49)

““Onun için sen bizi zikretmekten yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme.” (Necm, 29)

“Öyle ise ulu Rabbinin adını tenzih ile an.” (Vakıa, 96)

“Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı tesbih etmektedir. O, azizdir, hakimdir.” (Hadid, 1)

“İman edenlerin Allah’ı zikretmek ve O’ndan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan birçoğu yoldan çıkmış kimselerdir.” ( Hadid, 16)

“Şeytan onları etkisi altına aldı da kendilerine Allah’ı zikretmeyi unutturdu. İşte onlar şeytanın yandaşlarıdır. İyi bilin ki, şeytanın yandaşları hep kayıptadırlar.” (Mücadele, 19)

“Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin ki, kurtuluşa erersiniz.” (Cuma,10)

Onlar Allah’ı unutmuşlar, Allah da onlara kendilerini unutturmuştur. Ben-i Âdem’in kendinin unutturulması ne feci!..

Rabbimizin kuluna verdiği büyük cezalardan birisi de “o bizi unuttu biz de ona kendini unutturduk” buyurdu.

“İlim ilim bilmektir. İlim kendin bilmektir.

Sen kendini bilmezsen, Bu nasıl okumaktır.”

diyen Yunus bu Ayet-i Celile’yi ne kadar güzel izah ediyor.

“Öyle kimseler gibi olmayın ki, Allah’ı unutmuşlar da, Allah da onlara kendilerini unutturmuştur. Ve işte onlardır ki,  bütün fasıklardır, yoldan çıkan kimselerdir.” ( Haşr, 19 )

“O, yaratan, var eden, şekil veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar onun şanını yüceltmektedirler. O, galiptir, hikmet sahibidir.” (Haşr, 24)

“Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ı tesbih etmektedir. O, üstündür, hikmet sahibidir.” (Haşr,1)

“Ey iman edenler, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı zikretmekten alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır.” ( Münafikun, 9 )

“Göklerde ve yerde olanların hepsi, mülkün sahibi, eksiklikten münezzeh, aziz ve hakim olan Allah’ı tesbih ederler.” (Cuma, 1)

“Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ı tesbih eder. Mülk O’nundur. Hamd O’nadır. O her şeye kadirdir. (Teğabün,1)

“Bu hususta kendilerini denememiz için, onlara bol su verirdik. Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, onu git gide artan çetin bir azaba uğratır.” ( Cin,  17 )

“Rabbinin adını zikret. Bütün varlığınla O’nu yâd et!”     ( Müzzemmil, 8 )

“Sabah akşam Rabbinin ismini zikret.”  (İnsan, 25)

“Gecenin bir kısmında O’na secde et. Gecenin bir uzun bölümünde de onu tesbih et.” (İnsan, 26)

“Rabbine hamd ederek, onu tespih et ve ondan mağfiret dile. Çünkü O tövbeleri çok kabul edendir.” (Nasr, 3)

Cenabı Hak buyurmuştur ki: “Ey Âdemoğlu! Beni zikrettiğin müddetçe muhakkak bana şükredersin zikri yapmayarak beni unuttukça nankörlük etmiş olursun.”  (Hadis-i Kudsi)

Allah’u taalâ buyuruyor ki: “Benim kullarım içinde velilerim ve sevgililerim şu kimselerdir ki ben anılınca onlar da anılırlar ve onlar zikredilince de ben anılırım.”  Hadis-i Kutsi

“Kulum beni zikrettiği ve dudakları zikir sebebi ile hareket ettiği müddetçe ben kulumla beraberim.” (H.Kutsi)

Ne zaman kulum üzerine zikrim galip olsa, kulum bana âşık olur, samimi olur. Ben de ona âşık olurum.

ZİKRULLAH ARZDA VE SEMADA, ON SEKİZBİN ÂLEMDE CANLI VE CANSIZ HER ZERRENİN MÜŞTEREK İBADETİDİR. SADECE ALLAH’I ANMAKTIR.  DİĞER EMR-İ İLAHİ OLAN İBADETLERLE KARIŞTIRMA!

Cebrail (a.s.), Peygamber Efendimiz’e şu müjdeyi getirdi: “Hazret-i Allah (c.c.) buyurdu ki: Ümmetine bir şey verdim ki, başka ümmetlere vermedim: ‘Fe’zkürûnî ezkurküm’ (ey kulum, beni zikret ki, ben de seni zikredeyim).” Buna benzer rahmet-i ilâhîleri idrak eden insan, Rabbına nasıl teşekkür etmez?!..

Son sözü kelime-i tevhit olan cennetliktir” diye bildirdi Hazret-i Peygamber (s.a.v.) Efendimiz. Hüküm Allah’ındır.

Sahih-i Buhari’nin (Tecrid-i Sarih Tercümesi) onikinci  cildinde Ebu Hureyre (r.a.)’dan rivayet edilen hadis-i şerifte: Zikir meclislerini arayan melaikeler vardır. Zira melaikelerin gıdası zikrullahtır. Devam eder… Hadis-i Şerif’in nihayetinde melaikelerinin sualine cevaben “Ey melaikelerim, sizleri şahit kılarım ki, o mecliste bulunanları korktuklarından emin, umduklarına nail eyledim. Onlar öyle kemalatlı kullarımdır ki, onların yanına şaki gelmez. Onu da affettim” diye buyurdu, Hazret-i Allah ( c.c.) .

İmanları akıl ölçüsünden öte nasip almak istemeyenler için rahmet-i ilahiler, manevi tedrisat görmediklerinden onlar için elbette gariptir. Hüküm Allah’ındır. Gerçek ilim Allah’ın yed-i kudretindedir.

Peygamberimiz Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde buyurdular ki: “Müferridun ilerlediler. Müferridun nedir, ya Resulallah? Müferridun;  Allah’ı çok zikreden erkek ve kadınlardır” buyurdu.

Hazret-i Allah zikrullahta erkek kadın ayırt etmiyor, şer’i hükümler dışına çıkmamak suretiyle.

Peygamberimiz Efendimiz ( s.a.v. ) buyurdular ki: Allah’ı zikreden diri, zikretmeyen ölüdür. Allah’ın zikri olan ev diridir, zikir olmayan ev ölüdür. Sakın ha! Alışkanlık haline gelen, zikrullaha aykırı düşen ilminle ahkâm kesmeye kalkışmayasın.

Peygamber Efendimiz sabah namazından sonra hane-yi saadete giderlerken kuma oturmuş, küçük taşları saymakla meşgul yaşlı bir kadın gördü. Hatırını ve ne yaptığını sordu. “Tarifin üzere Allah’ı zikrediyorum, ya Resulullah” diye, hazzını belirterek, Allah’a hamd etti. Bir zaman sonra Efendimiz gördüler ki, ihtiyar kadın güneşin altında hala taş saymakla meşgul.

“Teyze sana daha ferah ve kolay bir şey tarif edeyim “adede halkıke ve rıdae nefsike ve ziynete arşike ve midade kelimatike, küllema zekereke’z-zakirun, gafele an zikrike’l-gafilun, neveytü rızaen lillahi Teâlâ.

(“Halk ettiklerinin adedince, yarattığın nefisler adedince, arşı zinetlendirdiğin yıldızlar adedince, söylenen kelimeler adedince, Zâkirlerin zikirleri adedince, zikirden gafillerin gafletleri adedince zatını zikrederim. Kastimiz senin rıza-yı ilahindir”) diye Hazret-i Allah’a tazarru ve niyaz et. Bu tazarru ve niyazınla kesir zikir etmiş olursun” buyurdu. Bu ferahlık ancak gücü zayıflamış, yaşlılar içindir. “Zorlaştırmayın, kolaylaştırın. İkrah ettirmeyin, sevdirin” buyurdu.

Cemaatle kılınan namazın 27 katı sevaba vesile olduğu gibi, toplu yapılan talim ve terbiyeli, samimiyetle yapılan zikrullahın rahmet ölçüsü namütenahidir. O bakımdan Hazret-i Resulullah (s.a.v.) buyurmuşlardır:“Siz cennet bahçesine uğradığınız zaman oradan yiyiniz, içiniz, eklediniz.” Ashap sordular: “Ya Resulallah, cennet bahçesi nedir?” Buyurdular ki: “Zikir halakalarıdır.” Bu şereften mahrum olma, mübarek kardeşim. Falan filan gerçeğin örneği imiş gibi naehli göstermeye çalışma.  Gerçeği ara, ona göre yaklaş, nasibini al. Güzel yaratılan dünyayı cifeye çevirme. Samimi ol.

Hazreti Kur’an’da manasına uygun kütüb-ü sittede mevcut zikir hadislerinden bazılarını da yazmakta sakınca görmedim bilinsin diye yazıyorum.

“Bazı insanlar zikrullahın anahtarıdır, bunlar görülünce Allah hatırlanır.” (İbn-i Mesud’dan rivayet edilmiştir.)

“Onlar Allah’ın zikrini ziyade severler ve çok devam ederler haklarında dedikodu yapan münafıklara aldırış etmezler işte onların zikri günahlarını döker. Cenabı hakka kıyamet gününde günahsız olarak vuslat ederler.” (Ebu Hüreyre)

“Her kim sabah namazını kıldıktan sonra oturur ve güneş doğuncaya kadar zikir ile uğraşırsa ona cennet vacip olur.” (Cabir – r.a.)

“Allah’ı çok zikrediniz hepsinden hayırlısı sizi temizleyici ve derecelerinizi yükseltecek olan amel budur.” (Hazreti Ömer. r.a)

“Ey Büşre! Her günah işlediğin zaman Allah’ı zikret ki; Allah ta seni mağfireti ile zikretsin.” (Hadis-i şerif)

Her şeyin bir anahtarı vardır semavatın anahtarı ise  LAİLAHE İLLALLAHTIR!..

Allah’ı sevmenin alameti onu zikretmektir. Allah’a buğz edişin nişanı da zikrullaha buğz etmektir.

 

Her kim Allah’ı zikrederse,  Allah da onu sever.

 

Allah’ın zikrinden uzak duranlar, zikredenleri zikrullahtan men edenler, biatlarından, yâni Allah’a verdiği sözden uzaklaşanlar, hangi akla hizmet ediyorlar?!.

Ben-î Âdem’in halk oluşundan kıyamete kadar zerreden kürreye Ben-î Âdem’in ve mahlûkatın canlı ve cansız yaratılmışların müşterek ibadet ve taatları zikrullahtır. Hazret-i Allah’la yaratıklar arasında bağdır. Yaratanını tanımaktır.!

İlahi aşkın bonservisidir zikrullah…

İnanarak, kesir zikredersen bu rahmet-i İlahiyenin garibi olmazsın, sen de rahmet şahidi olursun hiç şüphen olmasın..

Bu hususta ilmin de müsâitse ehl-i zikre yardımcı ol. Başkalarına güzel örnek olmalarını sağla. Hizmet et. Yoksa “Allah’ın mescidlerinden Allah’ın zikrini men eden zâlimden daha zâlim kim olur?” Hitâbı ile ind-i ilâhiden azarlanmayasın, “bu hitap namaz içindir” diye ahkâm kesmeye kalkışma. Sizlerin de mâlûmu olduğu gibi her ibâdete “zikir” buyuruldu. Ama zatının isimlerini kesir zikretmeyi, Kur’an’ın çok yerinde emir buyurmuyor mu? Namazın orucun, zekâtın, haccın belirli zamanı vardır. Zikrullah zamana bağlı olmadığı gibi kesir buyuruldu başka ibadetlere benzemez yalnız ben-î ademe mahsus olmayıp cemi yaratıkların müşterek ibadetleridir!…

İbâdetin devamlısı makbuldür, buyuruldu.

Böyle, tarih boyu devam edip gelen rahmet-i ilahiyeleri ilmimiz müsaitse daha güzel tanzim edelim. Câzip hâle getirelim, tahrip tarafına gitmeyelim. Allah’ın “zalim” buyurduğu damgayı yemeyelim.

İsmail Hakkı Hazretleri: “Allah’ım bize zikr-i kesir nasip eyle. Küçük ve büyük günahlardan koru.” diye dua etmiştir.

Deniyor ki: Mü’minin üç kalası vardır: Birincisi mescit, ikincisi zikrullah ve üçüncüsü Kur’an okumaktır.Mü’min bu üçünden birini yaptığı müddetçe şeytandan korunur. Kalada mahfuz kalır.

Biz acizlere merhamet-i ilahi sonsuz rahmetinin zikrullah olduğunu beyan ediyor. Ehline malum. Onlar bu türlü rahmet-i ilahileri Allah’ın lütfettiği hikmet-i ilahiyi bilerek mutmain olurlar. Taklidi imanı tahkikedönüştüremeyenler bu türlü rahmet-i ilahiden mahrumdurlar.

Zikrullahı icra etmemek için Hazret-i Allah hiç bahane kabul etmiyor. “Kulum beni zikret, kesir zikret. Nasıl bir şekilde olsan da zikretmeye mani hiç bir hadise yaratmadım. Ayakta zikret, oturarak zikret, yan üzeri yatarak da zikret. Dikkat en güzel edepli yatış sağ yanına yatıştır. Duygusuz olma. Tefekkürle zikret. Bariz, açık olan tecelliyat-ı ilahiden nasip alamıyorsan göklerin ve yerin yaratılışı hakkında bak ve düşün. O kuvveti, kudret-i ilahiyi kabiliyetin nispetinde tefekkür ettiğin ve Yüce Varlığın karşısında imanın nispetinde aczini bilmen seni zikr-i ilahi rahmetine nasipli kılar.

Hazret-i Resulullah (s.a.v.) Efendimize müracaat ederek, nakli yeteri kadar kabullenemeyip aklın dini tertiplerinin etkisinden kurtulamayan ashabın bazıları “İbn-i Reveha çok zikir meclisi kuruyor, ashabı toplayıp zikir yaptırıyor” diye şikâyet ettiler. Hazret-i Resulullah (s.a.v.) Efendimiz: Allah İbn-i Reveha’ya rahmeti ile muamele etsin. Çünkü Allah’ın meleklerine karşı övündüğü zikir meclisini seviyor” buyurdu.

Allah’a, ahiret gününe, elçisinin getirdiği şeriata ve gösterdiği tarikata acabasız inanan insanlar Leyla’sından haber almış Mecnun misali mesut ve bahtiyar olurlar ve sürur duyarlar. Rablerine hamdeder, onu zikrederler. Çünkü ehl-i zikir, ehl-i aşk, her emr-i ilahide rahmet-i ilahinin tecellisini hisseder aynen. Zamana göre, emrin dışına çıkmadan yaşamak için gene Rabbimizin verdiği cüz’i iradelerini kullanırlar.

EHLİNE  SOR DA  SÖYLESİN

Zikre gönül verip zikri isteyen,

Ehlullaha zikri, sor da söylesin.

Zikrullahın zevkini almak isteyen,

Ehlullaha zikri sor da söylesin.

Ankebut Suresi ayeti kırk beş,

Zikrullah en büyük, yoktur buna eş.

Hakk’ın kulu zikri ne rahmet kardeş!

Zikrullah ehline sor da söylesin.

Söz verdik ervahta “Rabbimsin” diye.

Bu ahdi unuttuk,  burada niye?

Hatırlatmak için zikir hediye.

Ervah nedir? Zakire sor da söylesin.

Ben kulumu zikretmezsem her demde,

Kulum beni zikredemez bir yerde.

Varlık, benlik gösterecek kul nerde?

Hadis-i kudsiye sor da söylesin.

Layık olmayana zikrini vermez,

Mühürler kalbini, “Allah” dedirtmez.

Bu sofra kutsaldır, her kula sermez.

Vermesini iste, sor da söylesin.

Bizi zikrettiren, kimdir bildin mi?

Acizliğin bilip, kibri sildin mi?

Zikr-i Hak’la olmak zevkin erdin mi?

Değilsen ehline sor da söylesin.

Beni zikredin ki, sizi zikredem …

Cibril’den Resûl’e müjde ayet hem.

Bu ümmete rahmet… Dem de tam bu dem,

Kur’an’a rahmeti sor da söylesin.

En efdal zikirdir, tevhidin zikri,

Her şeye anahtar özdeki fikri.

Tekrar şükür ister zikrinin şükrü,

Tevhidi dört kitaba sor da söylesin.

Tevhit bir tohumdur, her mevcut onda,

Hilkatin sırrıdır Allah yolunda.

Hem nef’i, hem ispat dürülmüş onda,

İzahı ehline sor da söylesin.

Her kapıya miftah, her şeyi açar,

Her esma, hazine layığa saçar.

İstemeyi iste, gel kalma naçar.

Kapısı efendim, sor da söylesin.

Zikir şekil değil, manaya dalmak.

Tevhit ummanında huzura varmak.

Onun zevki ile baş başa kalmak…

Ehline bu zevki sor da söylesin.

Tespihler, tekbirler, dualar, nazlar,

Rükûlar, secdeler, candan niyazlar,

Tefekkür, tezekkür, duyulan hazlar..

Hep zikre vesile, sor da söylesin.

Haccın hikmeti de onu zikirdir.

Tavaf, say, vakfe, taş, hepsi zikir.

Kurban da bahane, o da zikirdir.

Gerçek kurban nedir? Sor da söylesin.

Her varlık kendince zikreder, her an.

Tespihleri daim, hamd ile sübhan…

Zikirde şekil yok, zamanı her an.

İsra Suresi’ne sor da söylesin.

Kimdir selam ile sofralar seren?

Kimdir organlara lisanı veren?

Kimdir kemikleri toplayıp deren?

Yasin Suresi’ne sor da söylesin.

Kimdir her nimeti halk edip sayan?

Kimdir her varlığa rızkını yayan?

Kimdir yere göğe mizanı koyan?

Rahman Suresi’ne sor da söylesin.

Yedi kat yaratmış gök ile yeri,

Yedi kat yumurta… aynı benzeri.

Zerrede toplamış bunca haberi,

Kesrette vahdet ne? Sor da söylesin.

Dinde zikir nedir? Mürşidim yazmış.

Mana denizinden inciler kazmış..

Bu zikri öğrenmek cümleye farzmış,

Neler var kitap da? Sor da söylesin.

Efendim tercüman, yazdıran Allah.

Çağımızda çağdaş bir eser vallah.

Tasdik etmiş bunu hem Resulullah.

Bu eşsiz esere sor da söylesin.

Rabbim, zikir ile sığındım sana.

Hamdolsun yazmayı lütfettin bana.

Her daim zikrini zikret bu cana.

Onun zikrin zikre sor da söylesin.

Ey Fazlı, zikirle noktala sözü.

Zikrettiren Allah, tevhidi özü…

Zikrullah himmeti açar kalp gözü,

Tertibi şeyhime sor da söylesin.

 

Hazret-i Aliyye’l-Murtaza (r.a.) Kûfe Mescidi’nde sabah namazından sonra mescidin kapısında durdular. Cemaate sitemle şöyle hitap ettiler:

“Ey cemaat, ben sizin kalplerinizi ölü görüyorum. Siz Hazret-i Resulullah’ın ashabını görse idiniz, onlar sabah namazından sonra halaka halaka toplanır, Allah’ı zikrederlerdi. Rüzgârın esip, ağaç dallarının sallandığı gibi sağa ve sola sallanarak zikrederlerdi. Gözlerinden akan yaşlar giysilerini ıslatırdı. Ben sizlerde bu hali göremediğimden kalplerinizi ölü görüyorum” diye cemaate halaka halaka toplanıp,yaratanını zikredenin kalbinin diri olduğunu bildirdiler. Allah şefaatine nail kılsın, âmin. Bir gün sonra hain İbnü Mülcem tarafından şehit edildi.

Rabbimizin Hazret-i Kur’an’da zikrullah ve tesbihat hakkında yüzlerce lütfettiği  ayet-i celileler bu kadar açık ve sarih iken, tevile kaçmak, anlamından saptırmakla  neyi kanıtlamaya çalıştığını anlamak mümkün değil!. “Zikrullah ve tesbihat Kur’an okumak” diyorsun. Her ibadet ve taat Allah’ın isimleri ile bezenmiştir. “Bu ibadet ve taatlara lüzum yok. Yalnız Kur’an oku.” Kur’an’da mevcut emr-i ilahilerin yalnız okumakla kul üzerinden sakıt olacağını mı anlatmaya çalışıyorsun?

ZİKİRSİZ İBADET, TASAVVUFSUZ TARİKSİZ SEMAVİ DİN YOKTUR.

İman edenlerin imanının kemalâtını bizlere bildiren Hazret-i Allah herkesin ölçebileceği ölçüyü bildiriyor:Allah’ı zikrettikleri zaman ondan inen Kur’an sebebi ile kalplerinin ürpermesi zamanı gelmedi mi?Bu rahmet-i ilahiler yaşantında, düşüncelerinde, ibadet ve taatında nefsindeki emr-i ilahiye karşı olan tavrına hiç etki yapmıyor mu? Yazık!.. O halde nefsine zulmediyorsun. Bil ki, şeytan seni etkisi altına almış. Allah’ı zikretmeyi unutturmuş. Şeytanın yandaşı olmuşsun. “Şeytanın yandaşları hep kayıp olmaya mahkûmdur ” buyuruyor Halik-ı zü’l-celal.

Başkalarını hakir görmek, kendi kendini yüceltmek hastalığından korunduğun gibi… Hastalık sâridir. Yakınlarına bulaştırma. Merhamet et. Zikir, tesbih, tesbihat, hamd ve müracaat ayetlerini yazmaya çalıştım ve yazdım. Nefsine insaf et. Dikkatlice oku. Bir daha oku. Elini vicdanına koy da, oku.  Göreceksin ki,  bilmeden ehl-i zikre, ehl-i hale, takva, vera, ihlâs üzere giden Hak aşığı dervişe “biliyorum” zannı ile gerçekte bilmeden ne ezalar, ne cefalar, ne hakaretler ettin. Veya bu zulmü reva gören gerçek yoksunlarını tasvip edercesine tebessümle tasvip ettiğini ima yollu kabul ettin. Bu hususta bilgi dağarcığında gerçekleri tahrif etmek için ne vardı?

Ben söyleyeyim: Gerçeği aradığı halde bulamamış, sahtekârın kucağına itilmiş, ne yaptığını ve ne yapacağını bilmeyen dervişler var torbanda.

İstihzaya müsait, tarikat kaçkını, kendisine şeyh süsü verenler var torbanda.

Babadan evlada miras kalan, beşik kertmesi şeyhler var torbanda.

“Din-i mübine hizmet ediyorum” zannı ile gerçekleri bilmediği için hakikatlere karşı tavır takınan, çok güzel kelam eden, korkunç zekâ sermayeli feylesoflar var torbanda.

“Sen benim gibi inanmadın” diye kimseye hayat hakkı tanımayan cahiller var torbanda.

Hep gazab-ı ilahiyi anlatan, rahmetten bahsetmeyen korkutucu ilim var torbanda.

Zamanın medeniyeti ile teknolojiye karşı, güzelliklere karşı göstermeye çalıştığın -ki sen İslamiyet diyorsun- şey var torbanda.

İçi bu türlü sermaye ile dopdolu, dışı “biliyorum” enaniyeti ile süslü bir torbanın kıvancı ile yaşıyorsun.

Mübarek kardeşim! Sen bunlar için yaratılmadın. Zor da olsa bir tavsiyem var: O torbayı at da gel.“Boşal ki, bir şey konsun, zira dolu kaba bir şey konamaz, yazılı kâğıda mektup yazılmaz” dedi Mevlanalar. Demesi kolay, yapması zor. O zoru yap ki, kurtulasın. Sizin ilminizin meyvesi gizli değil. Allah aşkına! Çekinmeden söyle. Bu meyveyi içine sindire sindire yiyebiliyor musun?

Dervişin evrad ve ezkârı umumiyetle hafidir. Hafi kılınan namaz gibi normal kulağın duyacağı kadardır. Tenha ve müsait yerdesin. Kimse duymayacak. Bilerek “komşularım da duysunlar” diye bir hisse kapılırsan riya olur, gösteriş olur. Ruhani rahmet tecellisi olmaz. Yerini nefsanî haz ve duygulara terk eder. Yüksek sesle Rabbini zikret. Tazarru, niyazını dahi yüksek sesle, samimiyetle arz edersen, yaratanının yakınlığını hissedersin. Kulluk zevkini alırsın. Bu yönlü aczini itiraf haddini bilmektir. Kuvvet-i kudret-i ilahi karşısında aczini bilmek, havf-u reca üzre yaşamak, kulu yücelten rahmet basamaklarıdır.

Hayatı boyu hiç “Allah” demeyenler son anında çektiği ızdıraba dayanamayarak, iman etmediği halde “Allah” diye feryat eder. Bu “Allah” demesi imanının eseri olmayıp, başka kapı bulamayan gafillerin faydasız son çığlıklarıdır…

Hazret-i Allah buyurdu: Allah demeyenlere, ölür iken Allah dedirtirim. İşte ben o Allah’ım.

Kalpleri Allah’ın zikrine karşı katılaşmış olanlara yazıklar olsun!

İmam Mâlik (r.a.) der ki: “Tasavvuf bilmeyen fakih fıska, tasavvufu bilip de fıkhı bilmeyen sûfî zındıklığa dûçar olur.”

Zikir velîliğin diplomasıdır. Her kim zikre muvaffak olursa ona velîlik diploması verilir.

Zikrullah iledir ilm-i aşk olma gâfil.

“Kalp, gaflet perdesi içinde örtülüdür. Cilâsı hakâyık-ı âlemi düşünmek, nûr-ı zikrullahtır.” (Seyyit Ahmed er-Rufâî)

Malın ve servetin efdali Allah’ı zikreyleyen lisan, Allah’a şükreyleyen kalp ve kişinin îmanına yardım eden, hayat nizâmına âşinâ mü’min bir kadına mâlik olmaktır.

Ey can! Seni zikretmekten başka hatırımdan bir şey geçmez. Çünkü sen bana toptan rahmetinin kümeleştiği cennet hayâlisin. (Ş. Sadi)

Rahmetullah pazarına git! O pazara Hazret-i Resulullah (s.a.v) Efendimiz  “cennet bahçesi” buyurdular. O bahçeden ihtiyarınla nasibini al.

Perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde turuk-u aliye de tarih boyu devam edegelmiş derviş topluluğu, vazifeliler nezaretinde Hazret-i Allah’ın isimlerini zikretmekle bir hafta manevi doyum ve gıdalarını almaları için ehl-i aşkın manevi doyumunu sağlayan zikir halakaları tertip ve tanzim ederler. Zikrin feyzinin hayranı muti derviş bir hafta resmi virdinde toplu zikrin feyzini görür. Hayatın nahoş cilvelerini de füyuzât-ı ilahi etkisi ile manevi zevkinin dışında seyreder.

Şeyh Sadi Şirazi’nin müracaatını dinle:

“YA RAB! SENİN İSMİN ANILMADAN ALDIĞIMIZ SATTIĞIMIZ HER ŞEY ÇÜRÜKTÜR.”

HALAKA İLE YAPILAN HER ŞEY ENANİYET DIŞIDIR. ZİKİR HALAKASINDA BENCİLLİK KÖŞESİ YOKTUR. ZİKRİ İDARE EDENİN DAHİ YERİ HALAKADIR. İYİ ZİKREDENLERİN BİRİNCİ HALAKAYA ALINMASI NİZAM VE İNTİZAM İÇİNDİR.

RESMİ ZİKİR HALAKASINA İŞTİRAK EDEN DERVİŞİN RESMİ DERSİ O MECLİSTE YAPILMIŞTIR DENDİ İSE DE HİÇ ŞÜPHEM YOK DOĞRUDUR. FAKAT BU ABDİ ACİZ EVRADIMI EZKARIMI GENE YAPTIM! ZÜL- CENAHEYN OLUR DİYE…

ALLAH’I ZİKRETMEK FARZ-I AYINDIR. ZİKİR HALAKALARI SÜNNETİ RESULULLAHTIR! YAPMACIK AŞK GÖSTERİLERİNE ZAMANA GÖRE HORLANAN TAŞKINLIKLARA MÜSAMAHA OLUNMAYA!ZİKRULLAHI YALNIZ KENDİ ZEVKİNE GÖRE UZATMAK KAZANÇ GETİRMEDİĞİ GİBİ TOPLUMA HAKSIZLIK OLUR. MESCİTLER ALLAH’IN ZİKİR MERCİLERİDİR. NAMAZ KILANLARI ŞAŞIRTMAMALARI İÇİN NAMAZ HARİCİNDE TOPLU ZİKİR YAPMALI. DERVİŞLİK EFENDİLİKTİR. DERVİŞ HAKKA VE HUKUKA SAYGILIDIR!